
Image Courtesy by Google Images

Image Courtesy by Google Images
Yeni Bir Din Siyaseti dönemi, Amerika’da 70’lerin sonunda filizlenmişti.
17 Temmuz 1980 akşamı, Detroit’teki Joe Louis Arena’da Ronald Reagan, Cumhuriyetçi Parti’nin adaylığı için kabul konuşmasını yaptı. Tipik, gürültücü delegelerden oluşan bir kalabalığa ve ulusal televizyon izleyicisine hitap eden Reagan, haber medyasına sunduğu hazır açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla konuşmasının sonuna yaklaşıyordu, gazetecilerin dikkatini çekecek bir hareket yaptı ve aniden şöyle dedi: “Konuşmamla çokta alakası olmayan bir konu var ve bunu söyleyip söylememe konusunda endişeliyim.” dedi ve sonra devam etti:
Bu toprakları, bu özgürlük adasını, dünyada özgürce nefes almak isteyen tüm insanlar için bir sığınak olarak buraya yerleştiren İlahi Takdir’den şüphe duyabilir miyiz: Demir Perde’nin arkasında zulme göğüs geren Yahudiler ve Hıristiyanlar, Güneydoğu Asya’nın kayıklarda yaşayan insanları. Küba ve Haiti’nin, Afrika’daki kuraklık ve kıtlığın kurbanları, Afganistan’ın özgürlük savaşçıları ve vahşi esaret altında tutulan kendi vatandaşlarımız.
Ardından: ”Bunu itiraf edeceğim” -ve burada sesi bir an için titriyordu- ”Önereceğim şeyden biraz korktum.” Uzun bir duraksama oldu, ardından şu cümle ile konuşması devam etti. : ”Yapmamaktan daha çok korkuyorum. Bir dakikalık sessiz duada bir araya gelerek haçlı seferimize başlayabilir miyiz?” Tüm salon sessizliğe büründü ve başlar eğildi. Reagan daha sonra şu sonuca vardı: “Tanrı Amerika’yı korusun.”
Bu olay muazzam büyüklükte bir politik tiyatroydu. Din ve partizan siyasetin daha önce hiç olmadığı kadar kitle iletişim araçları aracılığıyla bir araya getirildiği bir andı. Dindar muhafazakarların Amerika Birleşik Devletleri’nde siyasi bir güç haline geldiği bir andı. Basitçe söylemek gerekirse, yeni bir dini siyasetin doğduğu bir andı.
Ayrıca sonuna kadar stratejikti. Modern siyasi iletişimler, bilinçli gülümsemeler ve dokunaklı duraklamalardan giyilen giysilere, kullanılan arka planlara ve seçilen kelimelere kadar her ayrıntının titiz bir şekilde yönetilmesiyle dikkatli bir şekilde senaryolaştırılır ve prova edilir.
Reagan kampanyası ve başkanlığı bu dinamiği yaratacak bir güce sahip değildi ama arka planındaki kadro bu içeriği mükemmelleştirdiler. 1980 kampanyası, Reagan’ın Beyaz Saray için üçüncü yarışıydı ve mesajı bu sefer keskindi. Danışmanları, önemli bir oy bloğu oluşturmak için bir araya gelmiş olan Hıristiyan muhafazakarlara – kökten dincilere ve evanjeliklere – ve daha geniş Amerikan kamuoyuna, aynı anda hitap etmesini sağlamak için kongre konuşmasını altı hafta boyunca beş taslak haline getirmişlerdi. Vakit geldiğinde, eski Hollywood aktörü ve iki dönem Kaliforniya valisi, kapanış sözleri ve cilalı sunumuyla noktalanan, inanç ve ahlaka dayalı bir Amerika vizyonu sundu. Hepsi sınavı geçmişti…

Reagan döneminden sonra baba Bush, Clinton ve akabinde oğul Bush’un dönemlerinde din adına Amerika’nın neler yaptığına ve barış götürdükleri ülkelerde ne kadar kan döküldüğüne dair bir yazımız daha olacak ancak, uzun yazılarla okuyucularımızı bunaltmak ve içeriklerimizden kimseyi soğutmak istemiyoruz. Konuyla ilgili sonraki yazılarımızda görüşmek üzere.
David Domke ve Kevin Coe kitabı “God Strategy” kitabından alıntılanmıştır.
