Yazarlık, hiç bir şeye benzemiyor, ne filozofluğa, ne şairliğe, ne ressamlığa, ne tiyatroya başka hiçbir şeye… Biz burada, güzelliğine kapılıp gittiğimiz içerikleri, fütursuz bir şekilde ve tabiki de kaynak göstererek sunmayı, insanların okumasını, öğrenmesini, bilmesini istiyoruz. Nitekim, çok sevdiğimiz yazarlarımızdan Sayın Alev ALATLI’nın, “Valla Kurda Yedirdin Beni” adlı kitabından bir kesit vererek, Oryantalizmi, o suni batının yapay bilim dallarının yapay dünyasını, nasıl samimi bir şekilde eleştirdiğini sizlere göstermek istedik. Kitabı ise tek kelime ile fevkalade bir eser… Tüm kitapsever dostlarımıza tavsiye ederiz.
Nezan, Valla Yedirdin Kurda beni!
- 282 Görüntüleme
- 8 Aralık 2021
- Arap Kitap Oryantalist Oryantalizm Savaş Silah Türk

Nezan, Valla Yedirdin Kurda beni!
Oysa, ben de o güneşi izlemiş, o çok uzun, o çok yorucu
yolculuğu ben de yapmıştım. Benim çocukluğumda da
‘Batı’ya, Batı’ya, Batı’ya’
çığırırdı kuşlar,
‘Batı’ya, Batı’ya, Batı’ya’ çağırırdı
dil kursları
resim sergileri
elektronik buluşlar
Yol uzun, yol zahmetliydi, Yol yenişme, yol kavga, yol ispattı. Nihayetinde
birkaç yaldızlı diploma karşılığı kahramanlarımı aldı, düşlerimi,
kanatlarımı kırdı. Yüzbir bilim adamı, binbir kitap gördüm. ‘Siz Doğulular
pek bir şeysiniz…’ dediler, ‘Anlıyorsunuz,’ değil mi?.. Hadiii, canım, siz
anlarsınız. Ne de olsa, Batılılaşmış sayılırsınız!’ ‘Biz, Doğulular’ kimdik?
‘pek bir…’ neydik? ‘Ben neyi anlayacaktım?’ Budisti, Bedevisi, Acemi,
Kamboçyalısı, Çerkezi, Vietnamlısı, Türkü, Çinlisi, Kürdü, Tibetlisi, Alenisi,
Malezyalısı, Suriyelisi, Sumatralısı, kısacası, Meriç’in doğusunda yaşayan
tüm halklar, ‘Biz Doğulular. ‘Biz gabi,
şehvetli,
kaypak,
hain,
hissiz,
pis,
despot.
Biz, bir örnek Doğulular
Biz, bedensel faaliyetleri dışında, ne idüğü
belirsiz Doğulular
Biz, sosyal ‘bilim’lere, siyasi ‘bilim’lere
edebiyatçılara meze Doğulular.
‘Batılılaşın,
Batılılaşın,
Batılılaşın!’ çığırırdı,
sinemalar,
konferanslar,
konseyler,
moda evleri,
tekeller,
karteller.
Nasıl bir çağrıydı? Çipil mavi gözlerin pipo
dumanları arasından talep ettikleri neydi?
Nasıl bir çağrıydı, halkıma yaşayabilmek için
önce kendisini, ‘Doğulu’ kendisini iptal
etmesi gerektiğini ısrarla tekrarlayan?
Marx’a nasıl bir umutla sarılmış olabileceğimi
düşünebiliyor musun?
Das Kapitalin ve otuz yorumunun ışığını
düşünebiliyor musun?
Şilili ‘yabancı öğrenci’ Ortega,
Kombiyalı Omar,
Hintli Dauer
Ülkemizin acılarına ‘sözcü’ arayan
Ülkelerimizin acılarına çare arayan milyonlarca
biz’ler.
Yıl 1853’tü.
İngiltere, Hindistan ‘ı yok ediyordu.
Marx, insanların ıstırapları ile meşgul tek
Batılı bilim adamıydı.
Bizimle gözyaşı döktü, yüreğimize aldık.
Yıllarca dizinin dibinde oturduk.
‘Kitap’a aptessiz dokunmadık.
Derken, bir gün, fazla ağlanmış olmalıyız ki,
‘Ama, unutmayın,’ deyiverdi, Marx,
‘İngiltere’nin, Hindistan’da yerine getirilecek iki görevi vardır: Birisi
yıkıcı, birisi yapıcı.
Yaşlı Asya toplum unu ortadan kaldırmak, onun yerine,
Avrupa toplumunun kurallarını getirmek.’
Oh, oh, oh, oh oh!!!
ayi, vayi, vayi!!!
Yerinden sıçradı, Daver!
‘Yaşlı Asya toplumu dediğin benim
anam,
babam,
dayım,
kardeşim!
Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin?..’
‘Ne var, yani?’ dedi Marx, en bilimsel haliyle
Timur’un boyunduruğu söndürmedi mi,
sayısız insan yaşamını?’
Ne biçim bir içtihattı?
Ne biçim bir gerekçeydi?
‘Hintliler öldürülmeye alışıktırlar, bu kez de biz kendi iyilikleri için
kessek, ne olur?’u benim ‘Doğulu’ yüreğim anlayamazdı!
Hintliler diye birileri yoktu,
‘Doğulular’ diye birileri yoktu, benim amcalarım, dayılarım,
kardeşlerim, komşularım vardı!
Talep etmedikleri bir coğrafyaya, talep etmedikleri
bir haritaya hasbelkader duhul etmiş,
iki litre kanlı, iki ayaklı, çoluklu çocuklu,
sevinçleri, acıları ile ‘insan’dılar!
Şu küllenmek üzere olan yosunlu gezegende bir gıdım dolaşacaklar,
sonra herkes geldiği yere dönecekti.
Bir başına.
‘kendi iyilikleri için’ yok edilmenin rasyonalini anlayamazlardı.
İnkârlar, Aztekler, Massachusettler anlayamadılar!
Bu bağlamda, Hitler, oryantalistlerden daha bir namusluydu:
Yahudileri, onların iyilikleri için değil, ‘üstün’ Alman ırkının iyiliği için
kestiğini hiç saklamadı!
‘Uygarlaştırma misyonu’nun ardına saklanmadı.
Cılk yarama bir de tuz bastı, Marx,
‘Boş ver, ‘ dedi, Daver’i göstererek,
‘Bu insanlar bizim gibi acı çekmez.
Onlar, Doğuludur.
O halde, biz onları başka yollardan anlamaya çalışmalıyız.’
‘Batı’ya, Batı’ya, Batı’ya’ çığırdı
görkemli binalar
dolu vitrinler
kısa çalışma saatleri
işçilerin
altlarındaki otolar,
özgürlükler.
Ne ki, ihanetin acısı yüreğimdeydi.
Artık broşürleri incelemeden,
Onları ‘başka yollardan anlamadan’ hiçbir davete icabet, paketlenmiş
dolduruşa gelmeyecektim.
Baktım, bir daha baktım, bir daha baktım,
Gördüm ki, hakkında ahkâm kesilen insan değil, insanın izdüşümü.
Kartondan oyulma bir şekil,
egzotik,
gizemli,
yaşamayan bir taşbebek,
bir oyuncaktı.
Gunga Din, Çieko, Ortega,
Omar, Hozan
kitleyi oluşturan
ve fakat
ve aslında
bedenimizde her gün
milyonlarcası yenilenen
hücreler gibi
önemsiz
kişiliksiz
ve anlamsızdılar.
Muhalefet hakkı olsun tanınmayan
insanoğlu nasıl yaşayacaktı
‘Bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine?’
- 2 Nisan 2026
Metaverse bir “Hoax” Çıktı – Peki Dijital Paralar ?
- 2 Ekim 2025
Afet Gerçeğimiz ve Yapısal Farkındalığın Önemi
- 17 Nisan 2025
Zigguratlar: Antik Dünyanın Yapay Dağları
- 8 Aralık 2024
